Ürdün Prensesi Dina, ünlü Türk ressam Fahrelnisa Zeid’i anlattı Açıklaması

Ürdün Prensesi Dina, ünlü Türk ressam Fahrelnisa Zeid'i anlattı Açıklaması

Ürdün Prensesi Dina Mired, eşinin en önemli Türk ressamlardan olan babaannesi Fahrelnisa Zeid’in Ürdün’de sanat hareketini başlatan kişi olduğunu belirterek, “İlginç bir sanatçıydı. O dönemlerde sanatçıların menajeri yoktu. Sanat ticari bir şey değildi. Eğer sizi beğenirse resminizi çizer ve hediye ederdi. Elinde Fahrelnisa resmi bulunan birçok insan var.” diye konuştu.

Prenses Dina, Antalya’nın Belek Turizm Merkezi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu Antalya Diplomasi Forumu (ADF) vesilesiyle AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Bir zamanlar Irak ve Suriye’yi yöneten bugünse Ürdün’ü yöneten Haşimi hanedanına mensup Prenses Dina, Irak ve Suriye hanedanının bugünkü reisi Ra’ad Bin Zeid’in gelini.

Ra’ad Bin Zeid de ünlü Türk ressam Fahrelnisa Zeid’in oğlu, Mustafa Reşit Paşa ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in ise torunu.

Böylesine köklü kişilerin bulunduğu bir ailenin gelini olan Prenses Dina ise özellikle çocuklarda görülen kanserle ilgili ulusal ve uluslararası alanda çalışma yürüten STK’lardaki faaliyetleriyle dünyaca tanınan bir kişi.

Kanserle tanışmasının 1997’de 2 yaşındaki oğlunun lösemiye yakalanmasıyla gerçekleştiğini anlatan Prenses Dina, “O yıllarda kimse kanserden bahsetmezdi. Herkes kanserden korkardı çünkü kanser demek ölüm demekti.” diye konuştu.

O dönemde İngiltere’de bulundukları için iyi bir tedavi aldıklarını ancak benzeri tedavi imkanlarının Ürdün’de olmadığını söyleyen Prenses Dina, “Oğlum iyileşti ancak kanser tekrar nüksetti. ABD’de kemik iliği nakli oldu ve ben bugün dünyanın en iyi unvanı olan, kanseri yenen çocuğun annesi unvanına sahip oldum.” dedi.

Yaşadığı deneyim nedeniyle Ürdün’de kanserle mücadele faaliyetlerine eğilmeye başlayan Prenses Dina, “Sadece parası olan ya da bu tedaviyi alabilen kişilerin tedavi görmemesi gerektiğini anladım. Tüm dünyada ve Ürdün’de birçok anne ve babalar çocuklarının kanser tedavisini yaptıramıyor. Bu nedenle Ürdün’de çalışmalara katıldım ve Kral Hüseyin Kanser Vakfının başkanı oldum.” ifadelerini kullandı.

E-postalarla oy istedi

Bugün bu vakfa ait Kral Hüseyin Kanser Merkezi’nin sadece Ürdün’ün değil tüm bölgenin en iyi kanser tedavi merkezi olduğuna işaret eden Prenses Dina, “Merkeze bu adı vermemizin nedeni Kral Hüseyin’in kansere yakalanmasıydı. Kendisi CNN’e, kanser tedavisinden dökülen saçlarını gizlemeden çıkan bir kahramandı. ‘Kanserle mücadele edebilir ve onu yenebilirsiniz’ diyen ilk kişiydi.” dedi.

Vakfın başkanlığı ardından düşük ve orta gelirli ülkelerin kanser tedavisiyle ilgili söyleyecekleri olduğunu düşünerek alanında dünyanın en büyüğü, Cenevre merkezli Uluslararası Kanser Kontrol Birliği başkanlığına aday olduğunu anlatan Prenses Dina, tüm üyelere e-posta atarak oy istediğini belirtti.

“Kanseri yenen bir çocuğun annesiyim, hastaların ne hissettiğini biliyorum, küçük ve orta gelirli ülkelerdeki durumu biliyorum, ihtiyacı olanlara iyi bir tedavi sağlayan ekibin bir parçasıyım.” diyerek oy istediğini kaydeden Prenses Dina, küçük ve orta gelirli ülkeler adına konuşanlar yerine bu ülkelerden birisinin konuşması gerektiğini söyledi.

Bu şekilde başkan seçildiği 2018’den 2020’ye kadar 50’ye yakın ülke gezdiğini anlatan Prenses Dina, bazılarında ise milyonlarca kişiye bir radyoterapi cihazı düştüğünü vurguladı.

“Kanserin müşterisi olmayın”

ADF’de sağlıkta eşitlik konusunda bir panelde konuşacağını da hatırlatan Prenses Dina, Avrupa Kanser Araştırmaları Organizasyonunun hamisi olarak kanserle mücadele faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.

Kovid-19’a yönelik kamuoyu ilgisinin kanserin önüne geçtiğine işaret eden Prenses Dina, kanserle mücadelenin, hastalığı tedavi kadar önlemekten de geçtiğine dikkati çekti.

Prenses Dina, atılması gereken adımlardan da söz ederek şöyle devam etti:

“Sigarayla mücadele edilmeli. İşlenmiş gıdalar durdurulmalı. İşlenmiş gıdalar insanları öldürüyor ve sadece kanserden değil, diyabetten, kalp hastalıklarından da. Alkol, emisyon, kirlilik de öldürüyor. Kovid-19 birçok ekonomiyi de vurdu, kimseyi ayırmadı. Ukrayna krizi nedeniyle de her şey kötüleşebilir. Bu nedenle halk sağlığını yeniden düşünmeliyiz.”

Hastalıklarla yakalanmadan mücadele edilmesi gerektiğine değinen Prenses Dina, “Kanserin müşterisi olmayın.” diyerek sigara, alkol ve işlenmiş gıda gibi ürünlere gelecek vergi zamlarıyla herkesin kazanç sağlayacağını belirtti.

Artan fiyatların kansere neden olan maddelerin daha az kullanımına, azalan kullanımın daha az vakaya olanak tanıyacağını dile getiren Prenses Dina, buradan sağlanacak gelirin kanser tedavilerinde kullanılabileceğini kaydetti.

Prenses Dina, bunlar için de siyasi irade olması gerektiğini vurgulayarak, “Bunlar şirketlerin umurunda değil. Ceplerine milyonlar giriyor. Sigara üreticileri sigaranın sizi yavaşça öldüreceğini söylüyor ve kutusunun üzerine yazıyor.” dedi.

“Tavandan duvarlara, zeminlere kadar her yer resimdi”

Ailedeki “Fahrelnisa Zeid fenomenini” de anlatan Prenses Dina, Zeid’i ölmeden önce gören ailenin tek gelini.

Zeid’le ilk tanışmasını anlatan Prenses Dina, Irak ve Paris’te yaşayan Zeid’le ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Fantastik birisiydi. Tanıştığımızda çok yaşlıydı. Kayınpederimin yaşadığı eve çok yakın bir yerde yaşıyordu. Her yer resimdi. Tavandan duvarlara, zeminlere kadar. Yerlere resim koyar, insanların tepkisini izlerdi. 90’lı yaşlarda olmasına rağmen makyajlıydı. Fotoğraflarına bile makyaj yapar, düzeltir, kaşlarını kaldırırdı. Saçları boyalıydı. Fiziki olarak çok iyi değildi. Ben o zaman nişanlıydım. Bana bir sigara verdi ama sigara içmiyordum. İçmediğimi söyleyecektim ki kocam beni dürttü ve ben de sigarayı aldım. Çok da ilginç bir küpe hediye etti. Altın değildi ama sarı çok artistik bir küpeydi. Bana, ‘İkiniz aşık mısınız yoksa eğleniyor musunuz?’ dedi.”

O günkü sohbetten birkaç ay sonra Zeid’in hayatını kaybettiğini söyleyen Prenses Dina, aile içinde hatırasının ise yaşamaya devam ettiğini anlattı.

Zeid’in Ürdün’deki sanat hareketini başlatan kişi olduğunu ve birçok Ürdünlü sanatçı yetiştirdiğini söyleyen Prenses Dina, “İlginç bir sanatçıydı. O dönemlerde sanatçıların menajeri yoktu. Sanat ticari bir şey değildi. Eğer sizi beğenirse resminizi çizer ve hediye ederdi. Elinde Fahrelnisa resmi bulunan birçok insan var.” ifadelerini kullandı.

“Herkes her gün 18.00’da onu ziyaret etmek zorundaydı”

Ailede güçlü kadın olarak bilinen Zeid’in her gün ziyaret edilmesi gerektiğini de belirten Prenses Dina, “Herkes her gün akşam 18.00’da onu ziyaret etmek zorundaydı. Tipik bir Türk ya da Orta Doğu ailesi gibiydi. Eğer bir akşam uğrayıp selam vermezseniz, ‘Neredesin, Çin’e mi gittin? Neden bana gelmedin?’ derdi.” diye konuştu.

Prenses Dina, Zeid’in ailede güçlü, sevgi dolu olduğunu, Zeid’in başka yerlerde yaşayan akrabaları arasında ise çok fazla sanatçı bulunduğunu söyledi.

Zeid’in kardeşi Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) hikayesinin de aile içinde bilindiğini dile getiren Prenses Dina, sürgün için Bodrum’a gönderilen Halikarnas Balıkçısı’nın aslında şanslı bir sürgün geçirdiğini kaydetti.

Şakir Paşa’nın çocukları olan Zeid ve Halikarnas Balıkçısı sayesinde bugün Ürdün ve Türkiye arasında önemli bir bağ kurulduğuna dikkati çeken Prenses Dina, ailenin başka ülkelerde yaşayan üyeleriyle de görüştüklerini aktardı.

Ailenin Büyükada’daki konağına gittiğini de ifade eden Prenses Dina, “Kayınpederim hala Türkçe konuşuyor ancak eski Türkçe.” dedi.

sizlere bandemagnetik.com farkıyla sunulmuştur



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.